1.) Frédéric Chopin

Romantik dönemin Polonyalı piyanist ve bestecisi. Chopin o zamanlar Varşova Dükalığı’na bağlı olan Varşova’da doğdu, ve büyüdü. Doğumundan 5 yıl sonra yani 1815’te, Varşova Polonya Birliği’ne bağlandı. Harika bir çocuk olarak müzik eğitimini Varşova’da tamamladı, ve yine ilk bestelerini de bu şehirde verdi. Kasım 1830 İsyanı’ndan önce Polonya’dan ayrılıp Paris’e taşındı. Burada yaşamını yaptığı bestelerle ve verdiği piyano dersleriyle sürdürdü.Hayatı boyunca sağlık sorunlarından muzdarip olan Chopin, 1849 yılında yani 39 yaşında yaşamını yitirdi.
Varşova’ya geldiğinizde Chopin’in bu şehirde ne kadar saygı duyulan bir piyanist olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Chopin’in 200. Doğum yılında Varşova da bir müze açıldı ve içerisinde Chopin’in son piyanosu bulunmaktadır. Ayrıca Polonya’nın dünyaca ünlü sanatçısı Fryderyk Chopin bir süre her Cumartesi ve Pazar Łazienki Królewskie Müzesi’nde ücretsiz piyano konseri vermiş ve müzik severleri hayran bırakmıştır. Buna ithafen her Pazar günü saat 4’te Lazienki Parkı’nda dünyaca ünlü piyanistler Chopin’in bestelerini çalmakta ve müzik severlerin ruhunu doyurmaktadır. Ayrıca bu resitali dinlemek için hib bir ücret ödemiyorsunuz. Varşova’ya yolunuz düşerse mutlaka bu dinletiye katılmanızı tavsiye ederim.

2.)Nicolaus Copernicus

1473 yılında Polonya da doğan astronominin kurucusu olarak bilinen  Kopernik;  matematik, astronomi, dini alanlarda eğitimler almış ; kilisede papaz olarak çalışmış,  İtalya ‘da astronom Noworro ile birlikte çalışmalarda bulunmuş , bulmuş olduğu icatlarla bilim tarihine yön vermiş dünyanın ve  diğer gezegenlerin güneşin  etrafında döndüğünü ispatlamış yasalarıyla açıklamış bilim adamıdır.Ömrünün sonlarına doğru sağlık problemleri yaşayan Kopernik, yazdığı kitabını ölmeden önce ortaya çıkarabilirdi.Kopernik en önemli eserinde “De revolutionibus orbium coelestium” heliosentrik teorisini detaylı anlattı. 1540’ta ise bütün fikirlerini içine alan kitabın basılması için müsaade çıktı. Astronom, doktor ve papaz olan Kopernik, Yunanlı astronom Batlamyus’un yanlış olan teorisini dünyaya anlatarak bilime büyük hizmette bulundu. Yani dünya evrenin merkezi değildi. 24 Mayıs 1543 yılında Frombork’ta öldü.

3.) II. Ioannes Paulus

Katolik kilisesinin Polonya kökenli ilk Papa’sı. 27 Nisan 2014’te günün papası olan I. Franciscus tarafından Roma’da Aziz Petrus Bazilikası’nde yapılan büyük bir ayin ve merasimle Katolik Kilisesi Azizi olarak ilan edilmiștir. Papalık görevi süresinde 129 ülkeyi ziyaret ederek tarihte en çok seyahat eden liderlerden birisiydi. Pek çok dili akıcı olarak biliyordu. Ana dili olan Lehçede olduğu kadar İtalyanca, Fransızca, Almanca, İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Rusça, Hırvatça, Antik Yunanca ve Latincede de akıcı bir konuşmaya sahipti. 2 Nisan 2005 tarihinde vefat eden II. Jean Paul, tarihte en çok konuşan, en kalabalık insan gruplarına seslenen Papa olarak da anılır.

4.) Madame Curie Skłodowska

Polonya asıllı kimyager ve fizikçi. Sonradan Fransız vatandaşlığına geçmiştir. Radyoaktivite üzerine yaptığı çalışmalarla iki farklı alanda Nobel Ödülü kazandı. Uranyumla yaptığı deneyler sonucu radyoaktiviteyi keşfetti. Toryumun radyoaktif özelliğini buldu ve radyum elementini ayrıştırdı. 1903 Nobel Fizik ödülü, 1911 Nobel Kimya ödülü sahibi ve radyoloji biliminin kurucusudur. Çalışmalarıyla bir çığır açan Curie, Nobel Ödülü’nü alan ilk kadın, bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanı olmuştur. 1934 yılında Fransa’nın Savoy kentinde kan kanserinden öldü. Hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlandı.[2] Bu yüzden ona “bilim için ölen kadın.” denildi. Radyokaktivite çalışmalarından dolayı, radyokativite birimine “curie” denilmektedir.

5.) Adam Mickiewicz

Adam Mickiewicz 1798 yılında Polonya’nın, Novogrodek şehrinde doğdu. Küçük yaşta, haksızlığa ve baskına uğrayan vatandaşlarının, duygularını şiir olarak yazmaya başladı. Hürriyetinden yoksun kalmış ulusunun intikamını almak ve bu duyguları her Polonyalının kalbinde ve kafasında filizlendirmek için, en uygun olan vasıtayı yani şiiri seçmişti. Polonya’nın ünlü şairlerindendir aynı zamanda Milli Şairler listesindedir. Hayatının son döneminde Türkiye’ye gelmiş ve İstanbul da Beyoğlu’nda yaşamıştır. O döenmde yaygın olan kolera mikrobuna yakalanmış, hastalığının kolera olduğunu ve bu hastalıktan kurtuluş bulunmadığını biliyordu. Bir ülkü uğrunda, Türkiye’ye gelmiş bulunan şairin-bile bile ölüme giderken-başucundan ayrılmayan vefalı arkadaşı ve Türk ordusunda büyük hizmetleri bulunan Polonyalı İskender Paşa’ya şöylediği son sözler, şu oldu:
“İstanbul’da, koleradan öleceğimi bilseydim, yine buraya gelirdim. Çünkü bu benim görevimdi. Ben, Fransa’da bir ilim akademisinin umumi katibi olmaktansa, bir Türk taburunun katibi olmayı tercih ederim.”

CEVAP VER