Bakan Çavuşoğlu, Vişegrad Dörtlüsü Dışişleri Bakanları toplantısına katıldı

741

Geçtiğimiz Cuma günü Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun video konferans yöntemiyle Vişegrad Grubu Dışişleri Bakanları ile yaptığı görüşme, akıllara Vişegrad Grubunun ne olduğu, ne zaman kurulduğu ve bu AB üyesi ülkelerin neden bu çatı altında toplanma ihtiyacı duydukları sorusunu akıllara getirdi.

Görüşmede koronavirüs sonrası normalleşme için atılacak adımlar, turizm ve sağlık başta olmak üzere Türkiye -Avrupa Birliği ilişkileri ele alındı.

Türkiye düzenli olarak grupla istişarelerini sürdürmekte, AB ile anlaşmazlık yaşadığı bazı konularda grubun desteğini almakta ve bölgesel işbirliği fırsatlarını değerlendirmektedir. Bunların en çarpıcı örneği Macaristan’ın Türkiye’nin AB üyeliğine şüphe ile bakmakla beraber, AB’nin haksız politikalarını yüksek sesle dile getirmesidir. Nitekim Macaristan, AB ile Türkiye arasinda yapilan mülteci protokolüne uymadığı gerekçesiyle Brüksel yönetimini birçok kez eleştirmiş, Türkiye’ye verilen sözlerin tutulmadığını, bunun AB için bir utanç olduğunu belirtmiştir.

Peki Vişegrad Grubu Nedir?

Vişegrad Grubu ya da Vişegrad Dörtlüsü, dört Orta Avrupa ülkesi olan Vişegrad Grubu, dört Orta Avrupa ülkesi olan Macaristan, Polonya ve Slovakya arasında bölgesel ortaklıktır. Grubun amacı bu ülkeler arasında Avrupa entegrasyonunu sürdürmek, hem de birbirleri ile askeri, ekonomik ve enerji gibi konularda işbirliği yürümektir.

Grup ilk olarak 15 Şubat 1991 tarihinde Çekoslovakya, Macaristan ve Polonya arasında Vişegrad üçlüsü olarak kuruldu. Çekoslovakya’nın 1993’te Çekya ve Slovakya olmak üzere ikiye ayrılmasının ardından bu devletler gruba dahil oldu. Grup adını Macaristan’ın Vişegrad kentinden almaktadır.  

Vişegrad Dörtlüsü tarihsel ve kültürel bağlar, etnik yakınlık ile güncel benzer politikalara sahip dört ülkenin birlikte hareket etme iradesinin bir sonucudur. 2004 yılında dört ülke aynı anda Avrupa Birliğine kabul edilmiştir. Grup üyesi ülkeler aynı zamanda NATO üyesidir.

Visegrad Grubu’nun AB İle İlişkisi

Bütün ülkeler Avrupa Birliği üyesi olmakla birlikte sadece Slovakya’da ortak para birimi Avro kullanılmaktadır.

Özellikle Macaristan ve Polonya, grupta Avrupa Birliği Şüpheciliği(Euroscepticism) görüşleri ile Çekya ve Slovakya’dan ayrılırlar. Bu görüş zaman zaman AB karşıtlığına kadar varabilmektedir. Ülkelerin temel argümanları ise AB’nin ulus devletleri zayıflattığıdır. Bu ülkeler AB’de daha çok dayanışma, ortak ekonomik çıkarları gözetme, birlikte büyüme gibi konuları desteklerken, Brüksel yönetiminin ulus devletler yerine karar alabilme mekanizmasını eleştirmektedirler. Bunun en çarpıcı örneği mülteci krizinde bu 4 ülkenin takındığı tutumdur. Brüksel yonetiminin dikte ettiği zorunlu mülteci kabulüne bu 4 ülke de karsi çıkmıştır. 5,5 milyon nüfuslu Slovakya’ya 800 mülteci kabul etmesi gerektiği söylenmiş, buna karşın Slovakya İçişleri Bakanlığı, sadece 200 mülteci kabul edeceklerini ve bunları da Hristiyan ailelerden seçeneklerini bildirmiştir. Brüksel’den çok sert tepki gören bu sözlere karşılık Slovakya geri adım atmamış ve tavrını sürdürmüştür. Çekya da Suriye’den gelecek 70 mülteciyi kabul edeceklerini ve bunların yardıma muhtaç Hristiyan ailelerin çocuklarından oluşacağını duyurmuştur. Bu ve buna benzer örnekler Dörtlünün Avrupa Birliği politikalarına yaklaşımlarını gözler önüne sermektedir. 

Polonya Nasıl Düşünüyor?

Polonya, hukukun üstünlüğü konusunda AB’nin dava açtığı ilk ülke oldu. Brüksel yönetimi, Polonya’daki güçler ayrılığının ihlal edildigini öne sürdüğü tartışmalı Yargı Reformu sonrası ülke hakkında soruşturma başlatmıştı. Polonya, reform konusunda kısmen geri adım atsa da Brüksel nezdinde kaygılar hala giderilmiş değil.

Macaristan, Çekya ve Slovakya gibi Polonya da mülteci kabul etmeyi reddetti ve AB’den bu kararları nedeniyle tepki gördü. Polonya, dağıtım kotalarını kategorik olarak reddediyor ve bunun ulus devletlere bir dayatma oldugunu öne sürüyor. Varşova, içişlerini ilgilendiren bütün konularda, konu içeriğini tartışmadan, bunun bir müdahale olduğunu öne sürerek AB politikalarına karşı tavrını ortaya koymaktadır. Büyüyen ekonomisi, yararlandığı AB fonları, ve üye olunan 2004 yılından bu yana ülkenin gösterdiği gelişim, AB’den ayrılmayı gündeme getirmese de birliğin dinamiklerini değiştirme konusunda kararlılığını sürdüren Polonya yönetiminin, son yıllarda, gelişen ekonomilerine gerekli istihdamı, yaşanılan iç savaş nedeniyle ülkesini terkeden yaklaşık 2 milyon Ukraynalıya kapıları açmakta cömert davrandığı görülmektedir. Bunun başlıca nedeni Ukrayna’nın Slav ülkesi olması hasebiyle dillerinin çok yakın olması, kültürel ve tarihsel yakınlığın toplumsal entegrasyonda avantajlı görülmesidir, bir başka deyişle, Polonya Ukraynalı göçmen ya da mültecileri Suriyeli, Iraklı ya da Afganlara tercih etmiştir. Polonya mülteci ve yabancı karşıtı olmamakla beraber, buna kimsenin dayatması olmadan, kendi özgür iradesiyle karar vermek, kendi politikalarına uygun bir göçmen ve mülteci siyaseti gütme peşindedir.