Küllerinden Doğan Direnişin Umudu : Leningrad Senfonisi

265

Küllerinden Doğan Direnişin Umudu : Leningrad Senfonisi

Dünya Savaşı’nın en ağır kuşatmalarından Leningrad Kuşatması, kentin son kara bağlantısının da kesilmesiyle 8 Eylül 1941’de başladı. Şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad’ın düşürülmesi, Hitler’in Sovyetler Birliği’ni istila etme planındaki üç stratejik hedeften biriydi. Kentin politik, askeri ve endüstriyel önemi Nazilerin Sovyetler Birliği’nde ilk olarak buraya göz dikmesine neden olmuştu.

Naziler, kente ve çevre yerleşimlerine ulaşan ikmal hatlarını kesmişti. Fakat sert Sovyet direnci nedeniyle taarruzlarından sonuç alamıyorlardı. Kızıl Ordu için Leningrad hayati düzeyde önem taşıyordu. Kentteki yaşamı ve savunmayı sürdürebilmek için Sovyetlerin kullanabildiği tek ikmal ve tahliye yolu Ladoga Gölü’nün üzerinden geçiyordu. İkmal malzemeleri kış aylarında donmuş gölün üzerinde kara taşıtlarıyla sağlanıyordu.

Geçen bir yılın sonunda kentin sakinleri tam anlamıyla açlıktan kırılıyordu. Hitler’in gözü kuşatma sırasında kentin akarsu kaynaklarına zehir karıştıracak, akaryakıt ve yiyecek depolarını bombalatacak kadar dönmüştü. Kışın sıcaklıklar -35 dereceye kadar düştüğünde, Leningrad’da kalan insanlar kaynatılmış deri kayışlardan yapılmış çorbaların yanı sıra atlar, kediler, köpekler, hatta sokakta donmuş cesetlerden alınan insan etiyle beslenmeye çalışıyordu. İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri, aynı zamanda modern zamanların en uzun kuşatmalardan birine de tanıklık etti. Leningrad (Bugünkü adıyla St. Petersburg), 900 gün boyunca Naziler öncülüğündeki Mihver Devletleri kuvvetlerince kuşatıldı. Kuşatma öncesi 2,5 milyon olan şehrin nüfusu, kuşatma sonrasında yaklaşık üçte birini bombalar, soğuk ve açlık nedenleriyle kaybetti.

 Kuşatma Altında Umut !

900 günlük (Bazı kaynaklarda 872 olarak da geçiyor) bu kuşatma sırasında Ruslar’ın tanınan bestecilerinden Dmtiri Shostakovich, Sovyetler Birliği ve Müttefikler için “Nazi Totaliterizmi”ne karşı mücadelenin sembollerden biri olan 7’inci Senfonisi’ni (Leningrad) 1941 yılında yazmaya başladı. İlk olarak (bugünkü adıyla) Samara’da 5 Mart 1942 tarihinde sahnelenen 7’inci Senfoni, 9 Ağustos 1942 yılında kuşatma altındaki Leningrad’a moral oldu. Konserin düzenleneceği gün Sovyet orduları, Mihver güçlerine çok şiddetli bir topçu saldırısı gerçekleştirdi. “Squall” isimli bu operasyonun iki nedeni vardı:

1. Konserin yapılacağı alanın Nazi kuvvetlerince hedef alınmasının engellenmesi

2. Nazi kuvvetlerinin (konser süresi boyunca) sessizliğe boğulması…

Mesela 7’inci Senfoni’yi seslendirecek orkestradaki müzisyenlerin sayısı savaş ve açlık nedeniyle 15’e düşer ve Şef Eliasberg, “enstrüman çalabilen herkes”e bir çağrı yapar. Ve 7’inci Senfoni, bugün yaklaşık 250 yıllık tarihe sahip Bolşoy Tiyatrosu’nda sahnelenir. Amacına ulaşan opersayon sornasında 7’inci Senfoni, şef Karl Eliasberg’in öncülüğünde sahnelendi. Sovyetler için bir moral anlamına gelen senfoni, psikolojik harp unsuru olarak Alman birliklerine de dinletildi. Şostakoviç, senfonisiyle Leningrad’ın acısını notalara dökmüş ve tüm Sovyet halkına dayanma gücü vermişti. Hitler’in askerlerinin kenti ablukaya aldığı ve kent nüfusunu açlığa mahkum etme niyetinde olduğu düşünülürse, 7. Senfoni’nin Leningrad prömiyeri olağanüstü bir meydan okuma eylemiydi. Daha önce hiçbir müzik parçası psikolojik savaşın böylesine etkili bir aygıtı olmamıştı. Konser, yorgunluk ve açlıktan bayılan müzisyenlere bağırarak destek çıkan seyircilerin gözyaşları ve alkışlarıyla sona erdi. Yarattığı muazzam propaganda etkisinin yanı sıra Leningrad halkının morali üzerinde de olumlu bir etki bıraktı. Senfoni, işgale karşı başlatılan büyük ulusal direnişin en güçlü sembollerinden biri oldu.

Konsere ait hiçbir film, fotoğraf veya kayıt maalesef günümüze ulaşmadı. Ancak savaştan sonra, esir alınan Alman subayları senfoniyi duyduklarında kenti asla düşüremeyeceklerini anladıklarını itiraf etmişti. Bir Alman askeri ise konsere ilişkin “Kahramanların senfonisini dinler gibiydik,” demişti