Osmanlı’nın Lehistan Politikasına Farklı Bir Bakış

4450

Polonya dendiğinde bazılarının aklına bir zamanlar Doğu Bloku’na dahil olan, Demirperde’nin askeri gücünün karargahına evsahipliği eden ve seneler sonra Avrupa Birliği’ne giren ve hızla büyüyen bir ülke gelir. Hatıraları şimdi çok uzaklarda kalan Polonya’nın, veya bizdeki eski ismiyle Lehistan’ın birkaç asır boyunca Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri olduğunu, hatta Lehistan uğruna girdiğimiz bazı savaşların başımıza ne büyük dertler ve felaketler açtığını çok da bilmiyoruz aslında. Bu yazıda kısaca bu olaylardan bahsetmeye çalışacağım.

Lehistan ile ilk temas olarak kabul edilen, Leh elçisinin Bursa ziyaretinin bir tasviri(1414)

Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları, devletin güçlü olduğu yıllarda Lehistan’a kadar uzanırdı ve Lehistan, başta Rusya olmak üzere, Prusya Almanyası, Avusturya-Macaristan ve İsveç gibi o zamanın diğer güçlü devletlerinin iştahını kabartan bir lokma halindeydi.

Türkiye’nin menfaati, Polonya’nın yahut o zamanki ismi ile Lehistan’ın özellikle de Rusya’ya karşı bir tampon devlet halinde kalmasından, bunun için de bağımsızlığının devam etmesinden geçiyordu. Lehistan’a karşı bu yüzden defalarca sefer yaptık, bugünkü Polonya topraklarının içlerine kadar girdik ama kalmayıp döndük ve her zaman Polonya’nın bağımsızlığını muhafazaya çalıştık.

Lehistan Kralı Jan Sobieski’nin Vatikan Müzesi’nde kendi adının verildiği salonda bulunan Viyana Kuşatması Portresi (Ressam: Jan Matejko)

Lehistan ile asırlar boyunca kâh dost, kâh düşmandık. Lehler, başları sıkıştığında bizden yardım istediler, biraz kafayı kaldırınca da mücadeleye kalkışırlardı. Türk Tarihi’ndeki faciaların en başında gelen iki hadiseyi de onlar sayesinde yaşadık: Sadrazam Kara Mustafa Paşa‘nın 1683’teki Viyana kuşatmasının büyük bir hezimete dönmesinin sebebi, Polonya’nın kralı olan Jan Sobieski‘nin son anda tarafsızlık kararını bozup Viyana’ya destek kuvvetleri ile gitmesi idi. Sobieskinin süvarileri ile Türk ordugâhını basması üzerine birliklerimiz bozuldu, berbat bir ricat başladı ve bu bozgun, günümüzden bakıldığında imparatorluğun çöküşünün de başlangıç noktası olarak kabul edilir. İşin bir başka ilginç yanı ise Polonya’da yaşayan Müslüman Tatarlar da bu seferde kralın yanında yer almış, Osmanlı’ya karşı savaşmışlardır.

Bugün Vatikan Müzesi’nde Viyana Kahramanı olarak adına salon (Sala Sobieski) sahibi olan Jan Sobieski, Katolik Dünya’nın kurtarıcısı olarak resmedilmiştir.

Karlofça Anlaşması için toplanan konferansın bir tasviri

Viyana Bozgunu’ndan sonra 16 yıl savaşıp kaybettiğimiz Kutsal İttifak Devletleri(Avusturya, Venedik, Lehistan) ile 1699’da imzalanan ve Türk Tarihi’nin en önemli çöküş belgelerinden olan Karlofça Anlaşması’nın orijinali, halen Polonya’da muhafaza edilmektedir.

Bütün bunlara rağmen Osmanlı Lehistan’ın varlığını kendi çıkarlarını korumak için hep savundu ve bu yüzden girmediği savaş kalmadı. 1768’de yine Polonya’yı işgalden kurtarmak için Rusya’ya ilân ettiğimiz savaştan da mağlup ayrıldık. Savaş, iki sene sonra Çeşme Limanı’na kadar uzandı ve Çariçe İkinci Katerina‘nın amiralleri, Çeşme’deki Türk donanmasını ateşe verdiler. Hem donanmamız kül oldu, hem de binlerce levendi kaybettik.

Lehlerin Milli Şairi Adam Mickiewicz(Mitskieviç)’in Türkler hakkındaki sözleri

Osmanlı’nın zayıflaması Lehistan’ın sonunu hazırladı ve nihayet 1795’te Çarlık Rusya, Prusya ve Avusturya İmparatorluğu’nun Lehistan’ı parçalayarak 123 sene boyunca tarih sahnesinden sildiler. Bu dönemde Osmanlı, bu parçalanmayı hiçbir zaman tanımadı. Osmanlı sınır güvenliğinin en önemli politikalarından biri Lehistan’ın  toprak bütünlüğünüydü. Rivayet edilen hikayeye göre sarayda yabancı diplomatları kabul ettiğinde hep Lehistan elçisini sorulur, bunun üzerine bir paşa orada bulunan herkese sesini duyurmak niyetiyle şunları söyler: “Lehistan elçisi yoldadır, ancak yollardaki müşkülat yüzünden gecikmiştir”. Rusya, Avusturya ve Prusya elçilerine her defasında “Lehistanlı meslektaşınız nerede? Aranızda göremiyorum da!” sorusunu yöneltildiği de yazılmaktadır. Bu durum 1918’de Polonya bağımsızlığını kazanana kadar devam etmiştir. Viyana kuşatmasına son anda verilen destek, aslında Lehistan’ın bilmeden intihar ettiği bir hamle olmuştur.

Polonya da 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen tanıyan ilk Avrupalı Devlet olmuştur. Ayrıca, İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Franz von Papen’in, Polonya’nın Ankara Büyükelçiliği’nin kendilerine verilmesi  talebine de Türk Hükümeti olumsuz yanıt vermiştir.

Diplomatik İlişkilerin 600. yılı anısına yayınlanan Arşiv Belgeleri Kitabı

Sonuç olarak Polonya-Türkiye ilişkileri tarih boyunca inişli-çıkışlı izlenen seyrin ardından NATO müttefikliği ve AB vizyonu ekseninde yeni bir dönemdedir.

 

 

 

 

*Bu yazıda Sayın Murat Bardakçı’nın Habertürk gazestesindeki 12.04.2010 tarihli makalesinden bölümler kullanılmıştır.