Adam Mickiewicz  ve Juliusz Słowacki’yi karşılaştırmadan önce öncelikle bu iki önemli şairi ayrı ayrı incelemek ardından ise yaşadığı dönemi ve dönem içerisindeki Romantizm akımından bahsetmek istiyorum.

Romantizm dönemi, adının tam zıttı geçen bir dönemdir. Tüm dünya için özgürlük savaşlarının yaşandığı bu dönemde elbette ki sanatta şekil değiştirmiş, işlenen konular yaşanan dönemin etkinde kalmıştır. Bir bakıma Romantizm dönemi için 18. Yüzyılın sorunlarıyla gelişmiş bir dönem diyebiliriz. Bu dönem, sadece Polonya için değil neredeyse tüm Avrupa ülkeleri için çok zor geçmiştir. Polonya’ya dönersek, 1795 yılında son kez bölünmüş, tam 123 yıl sürecek bir esaret dönemine girmiş, her çırpınışında daha da batmış, isyanlarla, savaşlarla, politikanın dinmek bilmeyen sorunlarıyla mücadele ederken işleyeceğimiz iki önemli isimi bize kazandırmıştır.

Öncelikle Adam Mickiewicz’den yani Polonya’nın milli şairinden bahsetmek isterim. Polonya Edebiyatının en büyük şairidir. Litvanya doğumlu Mickiewicz, hem ailesi hem de doğduğu ülke yüzünden klasik Polonyalı gözüyle dünyaya bakmamaktadır. Mickiewicz’in edebiyata ilk adımı henüz üniversite yıllarında yazmaya başladığı Filomatlarla olmuştur. Kelimenin anlamı bilim aşığı olsa da, kuruluş amaçları dillerini korumak istemeleri olmuştur. Öncelikle Mickiewicz’in edebiyattan önce bir çevirmen olduğunu belirtmek isterim çünkü bir şeyler yazması bile Voltaire’nin yazmış olduğu şiirleri tercüme etmesiyle başlamıştır. Çeviriler yaptıkça Voltaire’nin düşüncelerinden etkinlenmiş olsa da başta Condillac olmak üzere büyük düşünürlerden de etkilenmiş, edebi dili bu büyük edebiyat insanlarının sayesinde gelişmiştir.

Mickiewicz’e “Büyük Romantikçi” denilmektedir fakat bazı eserleri Klasisizm akımından etkilenmiştir. Örneğin; Gençliğe Od adlı eserini incelediğimizde klasisizm sembollerini oldukça rahat görmekteyiz. Ancak bu eser bir geçiş niteliği taşımakta ve büyük şairin diğer eserlerinin hangi minvalde olacağını bize aktarmaktadır. Yine de bizler Mickiewcz’in gövdesini Klasisizm, kanatlarını Romantizm olarak görebilirsek pek yanlış olmayacaktır.

Mickiewicz’in kanatlarını takması ise “Balladlar ve romanslar” eseriyle mümkün olmuştur. Bu eser Polonya edebiyatçıları için adeta bir “Romantik Dönem Manifestosu” olarak adlandırılmaktadır. Gençliğe Od nasıl bir geçiş eseriyse, Balladlar ve Romanslar da bir o kadar Romantizm’in ilk basamağı, edebi dünyadaki ilk somut gerçekliği olmuştur. Belki de Mickiewicz’in bu değişimi, öğretmen olarak gittiği Polonya’nın kırsal kesimlerinde yazmasıydı. Bunu da kendisinin iki eseri arasındaki farktan çok net anlıyoruz.

Ardından ise Grażyna eseri gelir, bu eser Polonya Tarihini konu alır ve böylelikle Romantizm’in temel özelliklerinden bir olan “vatan” konulu yazma şeklini ortaya koyar. Ayrıca bu eserin, diğer eserlerinden farklı olmasının nedeni; Mickiewicz’in eserini, düşmanla bir olan halkına yazmış olmasıdır. Peki düşman kimdi? Düşman olmak için ne yapmak gerekiyordu?

Mickiewicz’in ustalık eseri ise Mickiewicz’i ,Mickiewicz yapan şaheser hiç kuşkusuz “Atalar” olmuştur. Atalar serisinde Romantizm akımının tüm özellikleri görülür bundandır ki bu seriye biz şaheser demekteyiz.

Adam Mickiewicz’in Atalar adlı eseri  oldukça uzundur fakat ben III. Bölümünü ele almak istiyorum çünkü romantizm akımını en net görebileceğimiz bölüm kesinlikle budur. İlk olarak orijinal ismi olan “Dziady” ismini ele alalım. Bu kelimenin iki farklı anlamı vardır. İlki atalar demektir,  ikinci anlamı ise  Litvanyalıların ve Belarusluların çok önceki zamanlarda ölmüş atalarının ruhlarını çağırmaya dayalı bir dini törendir. Yani bu kavramsal anlamlardan çıkaracağımız sonuç; Mickiewicz’in kendinden önce yaşamış olan atalarına bir övgü, bir anma olduğunu görmekteyiz. Peki nedir bu atalar eserini romantik bir eser yapan özellikler? Yapıt, başta sıradan bir aşk hikayesi gibi gözükür. Ana karakterimiz Gustaw, Maryla adında genç bir kıza aşık olur.  Fakat Maryla, Gustaw’ı sevmesine karşın zengin bir kontla evlenir. İçindeki acı artık taşıp, intihara dönüştüğünde Gustaw, sanki evrim geçirir. Ayrıca eser, ilk sayfalarından itibaren Mickiewicz’in hayatı hakkında bilgi vermektedir. Bu da romantizm akımının klasik özelliklerinden sadece biridir.

Eseri okudukça dönemin sentimental havasını oldukça net biçimde görmekteyiz.  Dönüşümden devam edersem eğer, eserde, “Gustaw burada öldü, Kongrad burada doğdu.” cümlesini görüyoruz ki bu cümlenin anlamı oldukça büyüktür. Polonya’daki romantizm akımını net olarak gördüğümüz bu cümlede, Gustaw artık içindeki yoğun aşkını dönüştürmüştür. Türkçede bir deyim olan “Mevlaya giden yol Leyladan geçer” cümlesi, Polonya romantizm akımında ve de Adam Mickiewicz’in kendi bireysel hayatında şu cümleye dönüşür; “ Milli duygulara giden yol, leyladan geçer.” Tam olarak kırılma noktasını oluşturur eserde bu cümle. Gustaw’ın yani Mickiewicz’in artık tek tutkulu aşkı kendi vatanı, milleti olmuştur. Adam Mickiewicz’in “Atalar” eserini romantik bir eser yapan  özellik tamamen budur. Fakat romantizm akımının bir diğer özelliği olan kapalı anlatım sayesinde bunu anlamamız için Mickiewicz’in hayatını bilmemiz gerekir.

Juliusz Słowacki’ye gelirsek eğer, ilk gördüğüm ayrıntı babasının edebiyat profesörü olmasıydı. Bu da edebiyat sevgisinin çok küçük yaşta gelebiliyor olmasını bana düşündürdü. Babasını çok küçük yaşta kaybeden Słowacki büyük bir travma yaşar. Bana göre bu Słowacki’nin karmasını oluşturmuştur. İlerleyen sözlerimde bunu daha net göreceğiz. Genç ve güzel annesinin yeni eşinin kendisinin yeteneğini keşfetmesiyle edebi hayatı başlamıştır. Ardından bir diğer kırılma noktası, üniversitedeki profesörlerden birisinin kızı olan Ludwika Śniadecka’ya   duyduğu  karşılıksız aşk, onu daha da içine kapanık bir hale getirmişti. Burada Adam Mickiewicz’in hayatına bir benzerlik görebilmekteyiz.

Ardından arkadaşı Ludwik Spitznagel’in ölümü üçüncü kırılma noktasını oluşturur Słowacki’nin. Ölüm ve aşk. Birbirinden ne kadar uzak tanımlar olsa da aslında dünyada bu kadar yakın olabilecek başka iki tanım ben bilmiyorum. İkisi de insanın tekamül sürecini oluşturur, insanı dönüştürür, küllerinden yeni bir birey ortaya çıkartır. Bu iki acı, Słowacki’nin Romantizm ile tanışmasına neden olmuştur.  “Düşünce Saati” aslı eserinde bu iki kutsal duygunun bir insanı ne kadar dönüştürdüğünü açıkça görebilmekte, ayrıca  Słowacki- Mickiewicz arasında geçecek bir mücadelenin ayak seslerini duyabilmekteyiz. Ki Mickiewicz, Słowacki’nin en temel motivasyon kaynaklarından biri olmuştur. Słowacki’nin bir diğer özelliği ise Kasım Ayaklanması sırasında Londra’da , Özgürlüğe Od eserinini yazmış olmasıdır. Adam Mickiewicz’in yazmış olduğu ”Gençliğe Od”, Słowacki’nin dilinde “Özgürlüğe Od” olarak yaşam bulmuştur.

Ardından Paris’e geçen Słowacki, burada önemli eserlerinden Paris adlı eserini yazar. Bu eserde konu; Polonyalı göçmenlerin vatanlarına duyduğu endişedir. Bu da romantizm özelliklerinden birisi olmuştur.

Mickiewicz ve Słowacki belirli bir dönem gayet iyi anlaşırlarken, Atalar III ile birlikte bu iki büyük sanatçının arası açılmaya başlamıştır. Nedeni ise Atalar III eserinde Słowacki’nin babasına isim vermeden yer verilmiş olmasıydı. Słowacki’nin diğer bir kırılması da bence bu olay olmuştur. Bu olay sonrasında İsviçre’ye taşınır ve en önemli eseri olan Kordian’ı yazı diliyle hayata getirir. Bu eser ayrıca Polonya edebiyatının başyapıtlardan biri olma özelliğini taşımaktadır.

Kordian tamamen romatizim özelliklerini taşımaktadır. Eser üç bölümden oluşur. İlk bölümünde Polonyalı politikacıları, ülkesine karşı birer düşman, birer şeytanmış gibi yazmaktadır. İkinci bölümünde ise Avrupa’nın Polonya’ya bakış açısını anlatır. Avrupa’daki genel durumu betimlenirken, asıl önemli ayrıntı Papa’nın Polonya’nın özgürlük mücadelesini çok umursamıyor olmasıdır. İkinci bölümde Kongrad, Avrupa’da ne kadar yalnız kaldıklarını betimler. Üçüncü ve son bölümde ise Kongrad, çara karşı bir suikast düzenlemek ister. Tamamen vatansever duygularla yazılmış bu bölümde Kongrad, başarısız olur ve yakalanır. Bana göre bu kısım, Polonyalıların özgürlüklerine kavuşmaları için düzenledikleri ayaklanmaları anlatmaktadır. Kordian’ın ölmemesi ise, Polonya’nın  her şeye rağmen hala direniyor olmasından kaynaklanmaktadır.

Burada belirtmem gereken bir şey var. Kordian, Adam Mickiewicz ve Juliusz Słowacki arasındaki en temel farkı gözler önüne sermektedir. Mickiewicz  genel anlamda bakıldığında halka umut veren, halkına güvenen bir kimlik iken, Słowacki tam tersidir. O halkının tam bilinçli olmadığını savunur bunu da Kordian’ın birinci bölümünde dile getirir. Słowacki için Mickiewicz etkisi taşıyor desek de bu eseriyle birlikte o etkinin azaldığını görebilmekteyiz. Dönemin de etkisiyle ve tarihsel süreciyle bu eser oldukça realist etkiler taşımaktadır.

Gelelim Polonya edebiyatındaki bu iki adamın karşılaştırılmasına. Mickiewicz  mi yoksa Słowacki mi daha iyidir? Bunun cevabını diyebilmek güç. İkisi de Polonya edebiyatındaki romantik dönemin ana temsilcisi olmuştur. Her iki şair de eserlerini bu dönemin dramatik olaylarından, umutlarından ve şüphelerinden, mutsuz aşklarından ve daha pek çoğundan yazmak için ilham almıştır. İki duayen isim de bana göre eserlerini yazarken sadece edebi kaygılarla yazmadı. Eserlerinin içersinde her daim verilmek istenen mesajlar vardı ve bu eserlerin çoğu kaybolan Polonyalılar için bir yol haritası olma özelliği taşımaktaydı. Elbette ki farklı metotlarda bunu yapmışlardı. Sonuçta ikisi de başka kişiliklere sahip ve en önemlisi farklı hayatlardan gelmekteydiler.

Adam Mickiewicz, Nowogródek yakınlarındaki küçük bir kasabada fakir bir ailede büyüdü. Evin ve kasabanın atmosferi oldukça “Polonyalı” ve vatanseverdi. Bu koşullar altında, geleceğin şairi, çocukluğundan o zamanki soylu toplumun geleneklerini ve düşünce tarzını öğrendi. Hem Lehçe hem de Belarusça halk şarkıları ve hikayeleri, Mickiewicz malikanesine köy kızlarının dönen tekerleklerde şarkı söylediği ve eski peri masallarının ve efsanelerinin anlattıldığı bir ortamda büyüdü. Daha sonra Jan Czeczot’un eşliğinde Navahrudak okulunun öğrencisi olan genç Mickiewicz, kilise etkinliklerinde, hasat festivallerinde, düğünlerde ve köylü cenazelerinde halk şiiriyle tanıştı. Genç şairin hayal gücünü şekillendiren önemli bir faktör, Nowogródek’in güzel ve bereketli doğasıydı.

Yazdığı her eserinde şairin o dönemdeki duygu ve düşüncelerinin bir yansımasını görmekteyiz. Mickiewicz’in yapmaya çalıştığı şey, Polonyalıları ulusal kurtuluş için savaşmaya ikna etmesiydi.

Słowacki’nin büyüdüğü atmosfer, Mickiewicz gibi değildi. Słowacki’nin annesi, aralarında iki bilim adamı, Jędrzej ve Jan Śniadecki ve oğlunun şiirsel yeteneğinin gelişmesine katkıda bulunan olağanüstü tarihçi Joachim Lelewel’ın da dahil olduğu üniversite profesörlerinin ziyaret ettiği bir salon işletiyordu. Słowacki eğitim yıllarını, Mickiewicz gibi geçirmedi. İkisi adeta farklı dünyalarda yaşıyor gibiydiler. Sosyal aktivitelere katılma şansı yoktu. Hoş çevresinde çok arkadaşı olduğu da söylenemezdi.

Bence hem Słowacki hem de Mickiewicz tanınmayı ve saygıyı hak ediyor. Tüm dünyaya muazzam entelektüel seviyelerini ve yeteneklerini gösteren şairlerdi. 18. yüzyılda memleketlerinin acılarına ve zorluklarına kayıtsız kalmadılar. Bir kereden fazla, kendi ülkelerinin dışında yaşamaya zorlanan Polonyalıları hareket ettirip teselli edebildiler. Onların bu çabaları sayesinde dünyanın her yerinden insanların Polonya kültürünü yakından tanıyabilme fırsatına eriştiler.

Zygmunt Krasiński, bu iki önemli şair hakkında şöyle demektedir; “Her canlıda, büyük bir bütünde, bu iki yön birlikte var olmalıdır. Uyumlarına hayat denir, çelişkileri yalnızca bir yanılsamadır; aslında, belirli bir yerde belirli bir zamanda, bir mücadele görünümüne bürünebilirler ama bu her zaman geçici, tarif edilemez, kısmi, ortak olmayan bir fenomendir.”  buradan da anlaşılıyor ki Mickiewicz ve Słowacki birbirleri için oldukça gerekli iki edebi kişilikti. Bu iki şairi birlikte en net anlatan cümle ise; “Her şeyden önce her iki şair de birbirinden çok farklıydılar.”Ne de olsa, Słowacki, bir eleştirmenin dediği gibi, “Şair olarak doğmuş, ama peygamber olarak ölmüştü.”  olmuştur.

KAYNAKÇA

 

Gaznevi, E. (2016). Bir Başyapıt Olarak Dziady III (Atalar III), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 56.(1): (1-14)

Körpe Kemer, S. (2020). “Polonya Edebiyatında Bir Romantik Manifesto Olarak “Oda Do Młodości” (Gençliğe Od)”, International Social Sciences Studies Journal, (e-ISSN:2587-1587) Vol:6, Issue: 54; pp:129-137.

Köycü, S. (2005). Adam Mickiewicz ve İstanbul, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 45 (2): 17-24.

Yüce, Taluy, N. (2002). Polonya Edebiyatında Aydınlanma, Romantizm ve Realizm. TC. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara.

Yüce, Taluy, N. (2004). Özgürlük Peşindeki Polonya. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları, Ankara.

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER