Home Genel Tanıklıklar Serisi 3: Türkiye’de Yaşayan ve Eşi Türk Olan Polonyalı Magdalena Yıldırım.

Tanıklıklar Serisi 3: Türkiye’de Yaşayan ve Eşi Türk Olan Polonyalı Magdalena Yıldırım.

Tanıklıklar Serisi 3: Türkiye’de Yaşayan ve Eşi Türk Olan Polonyalı Magdalena Yıldırım.

1. Şeyma Sarıca: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Magdalena Yıldırım: Merhaba Ben Magdalena Yıldırım, 40 yaşındayım. Polonya’nın tersaneleriyle ünlü Gdansk şehrinde doğup büyüdüm. 12 yıldır Türkiye’de yaşıyorum. Eşim bir Türk. Biri 10 biri 5 yaşında iki erkek çocuğum var. Gdansk’ta ilk ve orta öğrenimimi tamamladıktan sonra abimin de mezunu olduğu çoğunlukla erkek öğrencilerin tercih ettiği Gemi İnşaat Yüksek Okulu’na devam ettim ve bu okuldan mezun oldum.  Makine mühendisliği okuma ihtimalim varken ailemin ekonomik şartları nedeniyle onlara daha fazla yük olmak istemediğimden öğrenimimi sonlandırıp çalışma hayatına atılmak zorunda kaldım. Birkaç iş tecrübesinden sonra ülkemde yeterince iş imkanı olmaması nedeniyle şansımı başka ülkelerde denemek üzere yurtdışına çıkmaya karar verdim. İşte ondan sonra benim için büyük bir macera başladı. Önce İtalya, İspanya daha sonra İngiltere’de turizm ve otel sektöründe çalıştım. İngiltere’deyken eşimle tanıştım ve birbirimize aşık olduk. O Türkiye’de yaşıyordu. Onun sayesinde Türkiye’yi ziyaret ettim. Eşimle Türkiye’de evlendik ve  o zamandan beri Türkiye’de yaşamaktayım. Halen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Polonya Dili ve Kültürü Bölümü 3. sınıf öğrencisiyim.

2. Şeyma Sarıca: Türkiye’ye ne zaman geldiniz?

Magdalena Yıldırım: Türkiye’ye ilk defa evlenmeden önce 2007 Ocak ayında eşimin ailesi ile tanışmak için geldim. 2008 yılı sonuna kadar birkaç kısa ziyaretim daha oldu. 2008 yılı Aralık ayından beridir de  Ankara’da yaşamaktayım. Bu ülkedeki maceramın şu an 13. yılındayım.

3. Şeyma: Türkiye’ye ilk geldiğinizde neler hissettiniz?

Magdalena: İlk ziyaret, benim için büyük bir şok etkisi yarattı. Adeta duvara çarpmış gibi oldum. Benim için çok farklı ve yeni bir deneyimdi. Dil, din, iklim, yemek, insanlarbarası ilişkiler gibi kültürel farklılıklar başlangıçta beni çok boğdu. Hiç Türkçe bilmediğim bu ülkede ilk 6 ay; ailemi, ülkemi ve kültürümü çok özledim. Türkçe bilmemem başlangıçta en büyük sorundu. İlk günden itibaren eşimin ve ailesinin de desteği ile o zor günleri atlattım ve yaşadığım bu ülkeye alışmaya başladım. Artık bu ülkeyi ve bu ülkede yaşamayı sevdiğimi söyleyebilirim.

4. Şeyma: Türkçe öğrenmekte zorluk yaşadınız mı? Bu yaşadığınız zorlukları nasıl aşabildiniz?

Magdalena: Evet, Kesinlikle… Türkçe’yi hiç bilmiyordum. İlk geldiğimde „Merhaba” bile diyemiyordum. Türkçe oldukça zor bir dil diyebilirim. Anadilim Lehçeden hem dilbilgisi hem de fonetik olarak tamamen farklı bir dil.  Cümle yapısının Lehçe’den farklılığı, kelime yapısının sona eklemeli olması, anadilimde olmayan ö ve ü gibi yuvarlak ince sesli harflerle konuşmak  başlangıçta bana çok zor geldi ama burada yaşayacaksam vakit kaybetmeden bu dili öğrenmeye başlamalıydım. Bu dilin sadece evde ve sokakta öğrenilemeyeceğini düşündüğümden Türkçe öğrenmek amacıyla Ankara Üniversitesi TÖMER’e kaydoldum. 2 yıl süren çok yoğun bir Türkçe öğreniminden sonra yüksek seviyeyi bitirerek kurs hayatımı sonlandırdım. TÖMER’de  Türkçe’nin iyi öğretildiğini söyleyebilirim. TÖMER’deki öğretmenlerimin hepsine şükranlarımı sunuyorum. Derslerde Türkçe dışında dillerin kullanılması yasak olduğundan sınıf içinde Türkçe iletişim kurmak zorundaydınız. Dersler dışında evde de çok çalışıyordum. Eşim ve annesi Türkçe öğrenmemde bana çok yardımcı oldular.  Sosyal çevremde Polonyalı hiç kimsenin olmaması beni insanlarla sürekli Türkçe konuşmaya itti. Türk komşularım ve Türk arkadaşlarımın da bu konuda bana çok yardımı oldu. Türk insanının bu konuda hem anlayışlı hem yardımsever olduğunu belirtmek isterim. Sanırım Türk insanı yabancı birinin Türkçe konuşmasını duymaktan hoşlanıyor.

5. Şeyma: Türkiye’de kendinizi yabancı hissettiniz mi? Komşularınız, alışveriş yaptığınız market… Size yabancı gözüyle mi yoksa kendilerinden biri gibi mi baktılar?

Magdalena: İlk geldiğim zaman çok yabancılık hissettim. Çünkü hiç iletişim kuramıyordum. Bu durum tedirgin olmama da neden oluyordu. Markette veya dolmuşta insanlar bana bir şey söyleyecek ya da soracak diye çok korkuyordum. İlk zamanlar alışverişe mecbur kalmadıkça gitmek istemiyordum. Evden uzaklaşırsam kaybolacağımı ve sorunumu kimseye anlatamayacağımı düşünüyordum. Cebimde hep ev adresimi ve eşimin numarasını taşıyordum. Dolmuşa bindiğimde bana para uzatılmasın ve soru sorulmasın diye mümkünse en arka koltukta otururdum. Sokakta ve markette insanların üzerimdeki bakışlarını fark ediyordum. Yaşadığım mahalleyi düşünürsek her gün yabancı gören insanlardan oluşmuyordu. Sarışın mavi gözlü beyaz tenli biri olarak dikkatlerini çekiyordum. Yabancı olduğumu bir bakışta anlayabilirlerdi. Yaşadığım ülkede eski bir mahallede Uzakdoğulu veya Afrikalı biri yürürken nasıl dikkat çekerse ben de burada öyle dikkat çektiğimi düşünüyordum. Bu bakışlar hiçbir zaman beni rahatsız etmedi. Şu an ilk kez görenlerin bakışları belki aynı ama uzun yıllardır tanıdığım iletişim kurduğum, alışveriş yaptığım insanlar bana kendilerinden biri gibi bakıyor. Artık kendimi gerçekten buraya ait hissediyorum. Bunda Türkçemin yeterince iyi olmasının faydası büyük. Türkçem ilerledikçe korkularım azaldı şu anda hiçbir sorun yaşamıyorum. Kendimi her durumda rahatça ifade edilebildiğimi düşünüyorum. İlk geldiğim zaman apartmanda ve mahallede meraklı gözlerin üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Balkona çıktığımda tanımadığım komşu teyzeler, bana merakla bakıyor ve benimle konuşmaya çalışıyorlardı. Bana bunlar o zaman komik gelmişti.  Türkler genel olarak meraklı bir halk. Örneğin süpermarkette ilk kez gördüğünüz kasiyer, size nerelisiniz, evli misiniz, eşiniz nereli gibi özel sorular sorabiliyor. Bunlar Polonya’da asla yaşamayacağınız şeyler.

6. Şeyma: Sizce Türkiye ile Polonya arasında ne gibi farklar mevcut?

Magdalena: Türkiye ile Polonya arasında sosyal, ekonomik ve kültürel birçok fark var. Bunların hepsine değinmek uzun zaman alır. Ben sosyal ilişkiler açısından değerlendirmek isterim. Benim gözlemime göre Türkiye’de insanların özel hayatlarının sınırları çok belirsiz. Aile ilişkisi denen kavram, yakın; bazen uzak akrabaları da içine alacak şekilde sürdürülüyor. Ailede, sokakta işyerinde yani her türlü sosyal ortamda herkes herkesin özel hayatını merak ediyor. Din, mezhep, iş, aile v.b. konularda yabancı olduğu bir insana çok rahat soru sorabiliyor.  Başlangıçta bu sorular beni çok sinirlendirirdi ama artık eskisi kadar sinirlenmiyorum.

Türkiye’de büyük şehirlerde kasabalara göre daha zayıf olmasına rağmen Polonya’dakine göre komşuluk ilişkileri daha kuvvetli. Polonya’da insanlar bazen karşı komşusunun kim olduğunu dahi bilmez. Türk insanının Polonyalılara göre daha sıcak ve yardımsever olduğunu söyleyebilirim. Bu, ailede de böyle sosyal hayatın her alanında da böyle. Burada insanlar akrabalarına, komşularına ya da sokakta yardıma muhtaç birine tereddüt etmeden yardım etmeye çalışıyor. Polonyalılar bu bakımdan çevresindekilere yardım etme konusunda daha çekingen ve isteksizdir. Bunun daha iyi veya kötü olduğuna dair bir yargıda bulunamam.

Türkiye’de kurallara riayet etme ile ilgili büyük sorunlar yaşandığını görüyorum. Trafik kurallarından tutun da çevrenin korunmasına dair konulan kurallara uymamakta ısrar ediliyor. Polonyalılar kuralların her türlüsüne Türkiye’de yaşayan insanlara göre daha çok riayet ediyorlar. Polonyalı birinin Türkiye’deki trafik düzenine(düzensizliğine demek daha doğru olur)  uyum sağlaması çok kolay değildir. Türklerin zamana riayet etmede de sorunları olduğunu gözlemliyorum. Basit bir örnek verirsem yemeğe veya buluşmaya davet ettiğiniz kişinin yemeğe 1 saat geç kalıp hiç bir şey olmamış gibi davranmasına sıkça tanık olabilirsiniz.  Bu duruma da artık alıştım diyebilirim.

7. Şeyma: Türkiye’de dininizi özgürce yaşayabiliyor musunuz?

Magdalena: Benim dini yaşayış şeklim çerçevesinde, dinsel bir baskı yaşadığımı veya dini özgürlüğümün kısıtlandığını düşünmüyorum.  Türkiye’deki hakim din olan İslama sonsuz saygı duyuyorum. Din her yerde ve herkesle konuşacağınız bir konu değildir. Nasıl bir ülkeye geldiğimin farkındayım. Burada eşim ve ailesi ile dinsel konularda sorun yaşamıyorum. Aile içinde herkes birbirinin inancına saygı duyuyor. Bir Polonyalı olarak  dini bayramlarımı, aile ve yakın arkadaşlarımız ile kutlamaya devam ediyorum. Çocuklarımızın da bu anlayışa uygun olarak iki kültürlü olarak büyüdüğünü söyleyebilirim.

8. Şeyma: Sizce Türk Kültürü ve Polonya Kültürü arasında benzerlik ya da farklar mevcut mu? Eğer varsa örneklerle açıklayabilir misiniz?

Magdalena: Kültürel farklılıklar olduğu tartışmasız ama ben bu farklılıklara sahip olmayı zenginlik olarak görüyorum. Özellikle çocuklarımın bu zenginlikten çok faydalandığını düşünüyorum.  Yemek, eğlence, dans, giyim, evlilik ve cenaze törenleri ve dini bayramlar bunlara örnek olarak gösterilebilir. Türkiye’nin çok kültürlü bir ülke olması ve yöresel farklılıkların olması  zengin bir mutfak kültürünün oluşmasına, farklı yörelere has dans ve müziğin ortaya çıkmasına neden olmuş. Türkiye ve bu coğrafyaya özgü bağlama, tulum, zurna v.b. birçok ilginç müzik aleti var Polonya’nın etnik ve kültürel olarak daha homojen bir yapısı var. Örneğin ülkenin kuzeyinde yaşayan bir Pomorskieli ile güneyinde yaşayan Slasklu arasında bir Trabzonlu ile Antalyalının arasında ya da bir Edirneli ile Şanlıurfalı arasındaki kadar kültürel farklılık bulamazsınız.   Polonya’da yöresel danslar ve müzikler daha eğlenceli daha coşkulu iken burada  uzun havalar, bozlaklar, ağıtlar gibi daha hüzünlü ve duygusal eserleri dinleyebilirsiniz.   Türk müziği bana her zaman hüzün ve gözyaşı hatırlatıyor. Polonya Ve Türkiye arasında giyim tarzı konusunda da farklılıklar görebilirsiniz. Burada insanlar daha sade ve kapalı giyiniyor ama düğün ve cenaze gibi özel günlerde özensiz giyiniyorlar. Sokakta günlük olarak giyilecek bir kıyafetin düğün veya cenazede giyilmesi bana çok garip geliyor. Yine Türkiye’ de yazılı olmayan bazı giyinme kuralları var. Bunlara bir Polonyalı olarak uygun davranmaya çalışıyorum.

9. Şeyma: Türkiye’de yaşayan Polonyalılar adına çalışma yapan dernekler ve kurumlar var mı? Yaptıkları çalışmaları yeterli görüyor musunuz?

Magdalena: Ankara’da birkaç yıl önce kurulan POLANKA Derneği  benim de üyesi olduğum bir dernek. Alanya’da orada yaşayan Polonyalıların kurduğu bir dernek daha olduğunu biliyorum. Polonya’da da Polonyalılar ve Türkiye kökenlilerin kurduğu Gdansk merkezli Türkiye-Polonya Derneği ve  Varşova merkezli TURKPOL Derneği gibi bazı dernekler var. POLANKA bünyesinde  Ankara’daki Polonya Büyükelçiliği binasında Polonyalılar ve ailelerinin birkaç kez bir araya gelerek bayram kutlamaları yapılması sağlandı. Yine POLANKA, Polonyalı çocuklara Lehçe öğrenimi konusunda yardımcı olmak için bir kolejin fiziki imkanlarını kullanarak hafta sonu okulu projesini hayata geçirdi. Daha fazla bir şey yapılabilir mi veya yapmak gerekir mi emin değilim.

10. Şeyma: Çocuklarınıza kendi dilinizi ve kültürünü öğretmekte zorlanıyor musunuz?

Magdalena: Ben böyle bir sorun yaşamıyorum. Çocuklarım hem Türkçeyi hem de Lehçeyi rahatça konuşabiliyor. Doğumlarından itibaren onlarla belli bir yaşa kadar hep Lehçe konuştum. Kreşe başladıktan sonra da Türkçelerini geliştirdiler. Şimdi biri 10 diğeri 6 yaşında. Yazları okul tatillerinde 2 ay kadar Polonya’ya ailemin yanına gidiyoruz. Orada Lehçeyi geliştirmeleri daha kolay oluyor. Bu aynı zamanda onların Polonya Kültürü ile büyümelerine de katkı sağlıyor.

11. Şeyma: Türkiye ve Türk insanı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Magdalena: Türkiye’yi ve Türkleri çok seviyorum. Böyle olmasaydı burada yaşamaya karar vermezdim. Uzun süredir kendimi burada yabancı hissetmiyorum. Ülke ve insanlarından kaynaklı  olumsuz bir durum yaşamadım. Burası benim ikinci evim. İyisiyle kötüsüyle burada gerçekten mutluyum.

12. Şeyma: Polonya – Türkiye ilişkilerinde ne gibi artılar ve eksiklikler mevcut?

Magdalena: Türkiye – Polonya siyasi ilişkilerinin tarihi oldukça eski. İki ülke arasında devletler düzeyinde yüzyılardır dostane ilişkiler devam etmekte ama toplumlar arasındaki ilişkiler son derece zayıf. İki milletin birbirini ve birbirinin ülkelerini tanıdığını söyleyemem. Genellikle insanlar sınır komşusu olmadığın uzak ülkelere pek ilgi göstermiyorlar. Bana eskiden nereli olduğum sorulduğunda Polonya cevabını duyan bazı insanların Polonya’nın dünyanın neresinde olduğunu bilmediklerine şahit oldum. İtalya’nın Bologna şehriyle bile karıştırıldığına şahidim. Zira Türkiye deyince bazı Polonyalılar yaz tatiline gidilebilecek deniz ve sahilleri olan onun dışında hiçbir şey ifade etmeyen bazıları ise insanların çadırlarda yaşadığı ve develere bindiği bir ülke olarak canlandırıyorlar. Gençler arasında gün geçtikçe tanınırlık artmakta ama yüzeysel bir seviyede. ERASMUS gibi projelerin buna olumlu katkısı olduğunu söylemeliyim. Birbirini yeterince tanımak için öncelikle dilini öğrenmen gerekir. Polonya’da bir yıl kalıp hiç Lehçe öğrenmeden gelen öğrenciler var. Zira Yıllardır Türkiye’de yaşayan ve Türkçe öğrenme konusunda çaba sarfetmeyen kişiler olduğunu da görüyorum. Bu kişilerin, iki ülke ve toplum arasında köprü kurabileceğini söylemek mümkün değildir.

Polonya devletinin kendini yurtdışında tanıtma ve etkin çalışma konusunda eksiklikleri olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye son atanan Büyükelçi Sayın Kumoch’un önceki döneme göre daha aktif bir çalışma yürüttüğünü gözlemlediğimi söyleyebilirim. Bakalım görev süresince bu konuda ne kadar katkı sağlayabilir hep birlikte izleyeceğiz.

13. Şeyma: Türkiye’de Polonyalı olmak sizce ne demek?

Magdalena: İnsan nerede olursa olsun, insan olmalı. Polonyalı, Çinli, İngiliz vb. fark etmez. Bir insan başka bir ülkede yaşamaya karar verecekse bundan kesinlikle emin olmalı. Gitmeden önce o ülkenin dili, dini, kültürü gibi bazı konularda temel bilgilere sahip olması çok önemli. Dil sorununu ne kadar hızlı ve iyi çözerseniz yaşadığınız ülkeye ve çevreye o kadar çabuk uyum sağlıyorsunuz. Başlangıçta birçok şey zor ve farklı gelse de sonradan o toplumun bir parçası gibi hissetmeye başlıyorsunuz hatta yıllar geçtikçe köklerini toprağa salan bir ağaç gibi burayla güçlü bağlar kuruyorsunuz. Ben kendimi bu ülkenin bir parçası olarak görüyorum.

14. Şeyma: Sizce Türkiye’de Polonya yeterince iyi tanıyor mu? Polonya’ya gittiğinizde, Polonyalılar Türkler hakkında yeterince bilgi sahibi mi? Eğer yeterince iyi tanımıyorlarsa bunun nedeni nedir ve sizin bu konu hakkında yapıcı bir düşünceniz var mı?

Magdalena: Buna cevabı 12 soruda cevapladım 🙂

15. Şeyma: Polonya ve Türkiye demişken… Türkiye’de Leh Dili ve Edebiyatı eğitimi veren 2 üniversite var. Siz de Ankara Üniversitesi Leh Dili ve Edebiyatı 3. Sınıf öğrencisisiniz. Bu alanda eksiklikler mevcut mu? Türk öğrenciler yeterince iyi bir Lehçe eğitimi alıyorlar mı? Eksikliklere ne gibi çözümler söyleyebilirsiniz? Leh filoloğu olan öğrencilere elçilik destek olmalı mı?

Magdalena: Kırk yaşındayım ve üniversite öğrencisiyim. Yaşımın ve hayat tecrübemin üniversite öğrenimimde bana faydası olduğunu düşünüyorum. Genel olarak genç üniversite öğrencilerine göre kıyaslarsam yaptığım işi daha ciddiye aldığımı görüyorum. İstanbul Üniversitesi Leh Dili ve Edebiyatı Bölümü hakkında bilgim yok ama okuduğum Ankara Üniversitesi DTCF Leh Dili ve Kültürü bölümünde Lehçenin çok iyi öğretildiğini düşünüyorum.  Hem Türk hem Polonyalı hocalar konularına çok hakim ve öğrenmek isteyen öğrenciye gerçekten çok faydalı olabiliyorlar. Bir Polonyalı olarak ben de onlardan Leh Dili ve Edebiyatı hakkında çok şey öğreniyorum. Ben başka bir yerde sorun görüyorum. Okuduğum bölümü tercih eden öğrenciler genellikle başka bir bölüme giremedikleri için son seçenek olarak ve isteksizce bu bölümü tercih ediyorlar.  Hem isteksiz hem de bilinçsiz bir tercih söz konusu. Lehçe zaten öğrenilmesi zor bir dil. Böyle olunca öğrencilerde ilk yıl büyük bir hayal kırıklığı oluyor. Ya 6 ay sonra pes ediyor okulu bırakıyor ya da 10 yılda mezun olmayı başaramıyor. Bu bölüme girmeden iyi düşünülmeli. İstediğin şey gerçekten Leh Dilini öğrenmek değilse hiç denememek daha iyi. Bu dili gerçekten öğrenmek isteyenler için çok iyi bir öğretim kadrosu onları bekliyor.

Elçilik tarafından desteklenmeye gelirsek cevabım: Evet, Türkiye’deki 2 Leh Dili bölümünden biri Ankara DTCF’de. Her yıl 40 civarı yeni öğrenci kabul ediyor. Kontenjanları tam olarak dolmuyor bildiğim kadarıyla. Bu kadar az sayıda öğrenciye Polonya Cumhuriyeti’nin Büyükelçilik Kültür ve Eğitim bölümüyle kapılarını açması önce Leh Dili öğrenen öğrencilere Polonya’yı tanıtması ve sevdirmesi büyük önem taşıyor. Soğuk savaş döneminde yaşamıyoruz. Maddi imkanları olan büyük devletler buna benzer faaliyetler yapmalı, buna yönelik projeler gerçekleştirmeli. Neler yapılabileceği STK larla birlikte düşünülmeli.

16. Şeyma: Polonya elçilikleri vatandaşları ile yeterince irtibat halinde mi?

Magdalena: Ben ailemle ilgili konsolosluk işlemlerim için gidiyorum. Dini bayramlardaki kutlamalara katılmak dışında yolum düşmedi.  Sorun yaşadığımı söyleyemem. Personel sayısının izin verdiği ölçüde ellerinden geleni yapıyorlar diye düşünüyorum.

17. Şeyma: Türkiye’de yaşamaktan memnun musunuz?

Magdalena: Türkiye’de yaşamaktan çok mutluyum. Türkiye’de yaşamaya karar vermek benim için çok zor bir karardı ama yeniden böyle bir karar almam gerekseydi yine aynı şekilde karar alırdım. Gülü seven dikenine katlanır.

18. Şeyma: Çocuklarınızın Türkiye’de mi yoksa Polonya’da mı eğitim almalarını istersiniz?

Magdalena: Şu anda Türkiye‘deyiz. Bu nedenle burada okuyorlar. Zaman ileride ne gösterir önümüze  neler çıkarır bilemem. İki çocuğum da çifte vatandaşlığa sahip. Bu durum onlara büyük bir avantaj sağlıyor. Özellikle yüksek öğrenim açısından ben bu kararı ileride çocuklara bırakmak isterim. Eşimle onların en iyi şartlarda eğitim almaları için elimizden geleni yapıyoruz ve yapmaya da devam edeceğiz. Hayatta mutluluk ve sağlık çok daha önemli. Nerede mutlu olacaklarsa orada okuyup hayatlarına orada devam etmeliler. Biz sadece onlara tecrübelerimize dayanarak tavsiyede bulunabiliriz. Bilsinler ki bizden her zaman tavsiye alabilirler ama yetişkin olarak bazı konularda kendileri karar vermek zorunda kalırlar. Küçük, büyük insan olsun hata yaparak hayatı öğrenirler.

19. Şeyma: Türkiye’de yabancı olmakla ilgili eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Magdalena: Hayır, söylenecek herşeyi söyledim sanırım. Bu sohbet için size teşekkür etmek istiyorum. Salgının bir an önce bitmesini ve herkesin normal yaşantısına dönmesini arzu ediyorum.